Farkında mısınız ?

Dyt. Burcu Tunç

Aşırı yeme alışkanlığı olan çoğu kişi, kendilerinde ''irade sorunu'' olduğunu düşünürler. Fakat bu doğru değil! İştahınızı kontrol edemiyorsanız, bu irade sorununuz olduğunu göstermez. Sorun, yemek yerken aslında yemek yemediğimizdir. Ne yediğimizi, tadını ve yemekten zevk almayı unutuyoruz. Beyin bu unutkanlığı ''açlık'' olarak tanımlar ve bu da bizi daha fazla yemeye zorlar.



Kilo verme programlarıyla kilo verenlerin yaklaşık %98'i 1-2 sene içerisinde kaybettikleri kiloyu geri alırlar. Verdikleri kiloyu koruyan %2'lik kısma bakıldığında tek bir ortak yönleri olduğunu görüyoruz. Hayat hikayelerinde güçlü bir nokta değişti. Bu yeni bir kariyer, sorunlu bir ilişkiyi bitirip yeni ve pozitif olanı kucaklamak, yeni bir şehre taşınmak veya kimolduklarını, yaşamın nasıl sürdürüldüğü hakkındaki inanışlarının değişmesi olabilir.



Herhangi bir öğünde metabolik gücümüzün (vücudun sindirim ve kalori yakma yeteneği)  %40-60'ı sindirimin ''sefalik faz''ıyla ilgilidir. Sefalik faz, yiyeceklerin koklanması, düşünülmesi, görülmesiyle başlar. Yeme sırasında ne yediğimize dikkat etmezsek, yiyecekleri %40-60 oranında metabolize debiliriz - çarpıcı bir istatistik!

Ne zaman yemek yediğimiz de ne yediğimiz kadar önemlidir. Buna ''Bio-Sirkardiyen Beslenme'' denir. Basitleştirirsek, insanlarda kalori yakımının en verimli olduğu dönem saat 12.00-13.30 arasındadır. Bu yüzden pek çok geleneksel kültürde en önemli öğün öğle yemeğidir. Kısaca, beslenmeniz küçük bir kahvaltı, geçiştirilmiş bir öğle yemeği ve yoğunluklu akşam yemeği ise kilo alımı için uygun koşulları yaratıyorsunuz demektir.