Reiki Treatment

Uzm.Kln.Psk.Nuray Sarp Kulkara

Beslenmede Psikolojinin Yeri

​Her geçen gün gözümüzü yeni bir buluşla, inanılmaz teknolojilerle açıyoruz. Bu kadar şeyi icat ettiler ama hala zayıflamayı sağlayacak düzgün bir şey icat edemediler dediğiniz hiç olmadı mı?


O kadar çok çalışma, araştırma yapılırken, diyet ilacı üreten şirketler, sağlıklı ve katliteli yaşam sektörleri gelişirken hala insanlığın yeme problemiyle uğraşması sizce de düşündürücü değil mi?


Peki nerede yanlış yapıyoruz. Beslenmenin psikolojik boyutunu gözden kaçırıyor olabilir miyiz?

 

Karşıma gelen danışan en az 3 diyetisyen değiştirmiş oluyor. Hepsi alanlarında çok iyi ve işlerini iyi bilen arkadaşlarım. Peki neden başarı sağlanamıyor? Buradabeslenme tutumunun kişiye göre değiştiği ve onu iyi anlamak gerektiği tabiiki akla gelen cevaptır ama hayır daha ileri bir problemle karşı karşıyayız. Beslenmenin bir çok komponenti olduğu ve ele alınırken bu bütünün koparılmaması gerektiğini vurgulayabiliriz.

Bütün Diyetleri Denedim, Yine de Olmadı

 

Aslında bakarsanız uzun yıllardır psikoloji alanında yaşanan gelişmelerle birlikte yeme konusundaki ayrımlar ve çalışmalar hız kazandı. Değişik bakış açılarına göre farklı yorumlar ve destekleyen bir çok farklı sonuç var. Her yeni çıkan tanı kitabında yeme ile ilgili yeni bir bölümle karşılaşıyoruz. Gidişata baktığımız zaman artık sadece kişi odaklı kavramlar değil ilişki odaklı kavramlar konuşulmaya başlanmış durumda.


Bu ne demek? Bu şu demek ; siz, içsel süreçleriniz, bu yaşa kadar edindiğiniz alışkanlıklar, gösterdiğiniz davranış örüntüleri ve ilişkisel bağlamdaki farklılıklarınız ile birlikte biyopsikososyal bir canlısınız. Yani hem biyolojik, psikolojik ve sosyal yönleriniz bulunuyor bunların hepsi ilişki halinde çalışıyor.


Eskiden yeme bozuklukları, yeme tutumları ile ilgili araştırmalarda daha çok benlik imgesi odaklı tartışmalar yapılırken artık, benliğin bu kadar izole bir halde gelişmediği, kişinin içinde bulunduğu kişilerarası süreçlerin, kişinin diğerleri ile olan biricik ilişkisi ve deneyimimizle ilgili içsel çalışan modellerimiz olduğu ve bunun yeme davranışımızda da ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu modelleri yetişkin hayatımızda da kullanmaktayız. Bu modeller duygusal ilişkilerimizi düzenlemekten tutun genel sosyal hayatımızı etkiliyor. Hatta kişilerarası şemamız ve ilişkilerimizdeki kaygı ve öfkenin yeme bozukluklarının alt tiplerinde bile farklılık yarattığı düşünülmekte.


Şuan ağırlıklı olarak kullanılan bilişsel davranışçı terapi tekniklerinin tıkandığı noktalarda artık bu yaklaşım hız kazanmıştır. Yeme insanoğlunun temel ihtiyacıdır ve bu ihtiyaç geniş bir bakış açısıyla ele alındığı zaman yardım edilmesi daha olası hale gelir.


Bu nedenle yeme ile çalışırken başladığımız nokta kişinin davranışlarının düzenlenmesi ve düşüncelerinin gözden geçirilmesi iken devam eden görüşmelerde yemenin kişiye özel bağlarını anlamak ve düzenlemeyi buna göre yapmak gerekir.